AMASYA-TOKAT-ÇORUM-ANKARA (17-20 Mayıs, 21-24 Ekim)
{"slide_to_show":"1","slide_to_scroll":"1","autoplay":"true","autoplay_speed":"3000","speed":"300","arrows":"true","dots":"true","loop":"true","nav_slide_column":5,"rtl":"false"}

Tur Kodu : 

Sezon : 2018

Tur Tarihleri :

17-20 Mayıs, 21-24 Ekim

930 TL

Bu Turu Değerlendir

Rezervasyon Yap
1. Gün : İSTANBUL–AMASYA
Saat 07.00’de Pegasusus Havayolları kontuarı önünde buluşma. Check in ve bagaj işlemlerinin ardından Pegasus Havayolları’nın saat 08.00’deki uçuşuyla Amasya’ya hareket. Saat 09.30’da varışın ardından, yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculukla Amasya’ya varış. Sonrasında Amasya şehir gezimize başlıyoruz (çoğu yürüyerek): Darüşşifa, II. Bayezid Külliyesi, Minyatür Amasya Müzesi, Gökmedrese, Amasya Müzesi, Hazeranlar Konağı, Şehzadeler Müzesi, nehir boyu eski tarihi Amasya evleri, köprüler, camiler…. Öğle yemeğimizi vereceğimiz molada yöresel yemekler yiyebileceğimiz bir mekanda alacağız. Yemekten sonra Kışla Binası Milli Mücadele Müzesini görüyoruz…Akşamüstü otelimize yerleşiyor ve kısa bir dinlenmeden sonra akşam yemeğimizi şehir kulubünde alıyoruz. Konaklama otelimizde.
 
2. Gün : AMASYA-TOKAT-AMASYA
Sabah kahvaltısının ardından Tokat’a hareket ediyoruz. Varışın ardından tarihi kent merkezini yürüyerek geziyoruz: Gökmedrese, Hatuniye Camii, Latifoğlu Konağı, Taşhan, El Sanatları çarşısı, eski evler, sokaklar. Öğle yemeğini, Tokat’ın ünlü kebabını yiyebileceğimiz bir mekanda alacağız. Öğleden sonra Tokat’a 35 km mesafedeki Ballıca Mağarası’na gidiyoruz. Rengarenk sarkıt ve dikitleriyle bir doğa harikası olan 850 m uzunluğundaki bu mağarada bir yürüyüş yapıyor ve daha sonra Amasya’ya dönüşe geçiyoruz. Akşama doğru Amasya’ya dönüş, akşam yemeği ve konaklama otelimizde.
 
3. Gün : AMASYA-ÇORUM-ANKARA
Sabah kahvaltısının ardından Çorum’a doğru yola çıkıyoruz. Bir saatlik bir yolculukla Çorum’a varıyoruz. Burada Çorum Arkeoloji Müzesi’ni göreceğiz. Ağırlıklı olarak Hattuşa’dan ve bölgedeki Hitit yerleşimlerinden çıkan eserlerin sergilendiği bu zengin müze, Türkiye’deki en güzel sergi düzenlemelerinden birine sahip. Müzeyi gezdikten sonra, yolumuza devam ederek önce Hititlerin Hattuşa’dan sonra ikinci büyük merkezleri olan Alacahöyük’ü geziyoruz. Burada şehir surları ve kalıntıları ve ünlü Sfenksli şehir kapısını görüyoruz. Ardından kısa bir yolculukla Hititlerin başkenti Hattuşa’nın bulunduğu Boğazkale’ye varıyoruz. Varışın ardından, Hattuşa manzaralı bir yerel restoranda öğle yemeğimiz alıyoruz. Ardından gezimize başlıyoruz: önce Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı’nı ve buradaki doğal kayalar üzerine kabartma olarak işlenmiş etkileyici tanrı ve tanrıça figürlerini görüyoruz. Ardından Hattuşa ören yerini geziyoruz. Burada, yer yer çok iyi korunmuş şehir surlarını ve kapılarını, kale ve kral sarayı binalarını ve devasa tapınak kompleksini ve küçük ama etkileyici yerel müzeyi göreceğiz. Gezimizin sonunda Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz. Akşam yemeği ve konaklama otelimizde.
 
4. Gün : ANKARA-İSTANBUL
Sabah kahvaltısının ardından, Ankara içi gezilerimize başlıyoruz. Ankara kalesi, kale içindeki tarihi mahalle ve restore edilmiş tarihi ev ve konaklar, restorasyonu bitmiş ise Anadolu Medeniyetleri Müzesi (ya da görülebilen bölümleri), Selçuklu döneminden kalma ahşap direkli cami tipinin çok güzel bir örneği olan Arslanhane Camii, Samanpazarı, Çengel Han (Koç Sanayi Müzesi), Augustus Tapınağı ve hemen yanındaki Hacı Bayram Camii göreceğimiz yerler…Ardından restore edilmiş tarihi evleri ve sokakları gezeceğimiz Hamamönü’ne gidiyoruz. Bu tarihi mahalleyi yürüyerek dolaşıyor, öğle yemeğimizi alıyor ve mükemmel bir restorasyondan geçmiş tarihi bir konakta dinlenip, çay içiyoruz. Öğleden sonra Atatürk’ün ilk istirahatgahı olan Etnoğrafya Müzesi’ni ve zengin koleksiyonlarını ziyaret ediyoruz. Sonrasında havaalanına transfer. Pegasus havayollarının saat 19.50’deki uçuşuyla  İstanbul’a hareket ediyoruz. Saat 20.50’de varış. Turumuzun sonu.
Tur fiyatı:
İki kişilik odada bir kişi   :  930 TL + Uçak bileti
Tek kişi farkı                   :  125 TL
 
Fiyata dahil olan hizmetler
  • Grup sayısına göre lüks klimalı otobüs, midibüs veya minibüsle programdaki tüm geziler
  • Yarım pansiyon konaklama
  • Profesyonel rehberlik hizmeti
  • Tüm müze ve ören yeri giriş ücretleri, dini mekanlara verilen bahşiş ve bağışlar
  • Zorunlu seyahat sigortası
  • KDV

Fiyata dahil olmayan hizmetler

  • Pegasus havayolları ile İstanbul-Amasya / Ankara-İstanbul uçak biletleri
  • Öğle yemekleri ve yemeklerde alınan içecekler
  • Kişisel ve otel ekstraları
  • Sabiha Gökçen havaalanı transferi istenirse (gidiş-dönüş) talebe göre ayrıca fiyat verilecektir

Bu tura giderken, rahat yürümeye uygun ayakkabılar, rahat giysiler giyilmelidir. Yanınıza fotoğraf makinesi, zorunlu kullandığınız ilaçlarınızı almayı unutmayınız. Bayanlar cami ziyaretleri için başörtüsü getirmeliler. Cami içinde giymek için yedek çorap getirilebilir.

Amasya

Arkeolojik bulgulara göre Amasya’nın 7500 yıl önceye (M.Ö. 5500) kadar uzanan bir geçmişi vardır. O dönemden itibaren Hititlerden Perslere, Romalılardan Osmanlılara kadar çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır.

Bunun sonucu olarak Amasya bir bilim ve sanat merkezi haline gelmiş, dünyaca ünlü bilim ve sanat insanları yetiştirmiştir. Lokman Hekim, dünyanın ilk coğrafyacısı Strabon, ilk kadın divan şairi Mihri Hatun, hattatlar piri Şeyh Hamdullah bunlardan sadece bir kaçıdır.

Yeşilırmak boyunca dizilmiş “Yalıboyu evleri”, akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği Darüşşifa (Bimarhane), dağlara oyulmuş bulunan ve Amasya’nın her yerinden görülebilen Kral Kaya Mezarları, Ferhat’ın Şirin’e kavuşmak için kazdığı “Ferhat su kanalı”, adı Amasya ile özdeşleşen “Misket Elması”, Borabay gölü, kaplıcalar ve diğer doğal güzellikler Amasya’nın mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir belde olmasını sağlamaktadır.

 

Tokat

Tokat Karadeniz Bölgesi’nde yer alan illerden birisidir. Kuzeyde Samsun, kuzeydoğuda Ordu, doğu ve güneyde Sivas, güneybatıda Yozgat ve batıda Amasya illeriyle komşudur.

Tokat ili Karadeniz kıyısı ile İç Anadolu arasında geçit alanı durumunda olup, bölgede değişik yörelerde değişik iklimler hüküm sürmektedir.Tokat’ın doğal bitki örtüsü genelde step görünümündedir. Ormanlarla kaplı dağların yüksek kesimlerinde yaylalar yer almakta olup, dağların hemen hemen hepsi ormanlarla kaplıdır. İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, endüstri ve ticarete dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında buğday, arpa, mısır, baklagiller, tütün, şekerpancarı, ayçiçeği, patates, soğan, üzüm, mısır, karpuz, tütün ve diğer sebzeler gelmektedir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan yetiştirilmekte olup, ovalık alanlarda sığır ve manda, yaylaların bulunduğu dağlık kesimlerde de koyun ve kıl keçisi yetiştirilmektedir.

Tokat ve çevresinde, özellikle Maşathöyük ve Horoztepe’de yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen buluntular yörenin Kalkolitik çağdan (MÖ.5500-3500) beri yerleşim alanı olduğunu göstermiştir. MÖ. 17.yüzyılda Hititlerin egemenliği altında kalan yöre, MÖ.15. ve 8. yüzyıllar arasında Kaşkalar tarafından istilaya uğramış ve yakılıp yıkılmıştır. Ege göç kavimleriyle Batı Anadolu’yu istila eden Frigler Tokat yöresindeki Çekerek, Tozanlı, Kelkit Çayı boylarında kurulu Hitit kentlerini işgal etmişlerdir. Maşathöyük’de Frig dönemine ait yapılar ve çeşitli buluntular ele geçmiştir. Karadeniz’den gelen Kimmerlerin Frig egemenliğine son vermesi ile Yöreye MÖ.6. yüzyılda Medler, daha sonra da Perslerin hakim olmuşlardır. Pers yönetimi sırasında Büyük Kapadokya Satraplığı’nın sınırları içerisinde kalmıştır. Bu dönemde yöredeki başlıca yerleşme, dinsel ve ticari açıdan büyük önem taşıyan Komana idi.
Bugünkü Tokat ili’nin yakınlarında yer alan Gömenek Kalesi’nin bulunduğu yerde kurulmuş olan Komana kenti, Kapadokya’daki Komana ile karıştırılmamak için Komana Pontika adı ile anılmıştır. Daha sonra Kapadokya’nın kuzeyindeki Pontus Kapadokiası’na bağlanan yöre MÖ. 4.yüzyıl sonlarında Makedonyalıların egemenliği altına girmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra, komutanları arasındaki anlaşmazlıktan doğan karışıklık sırasında Pers kökenli
I. Mithradates, MÖ.4. yüzyıl başlarında yöreyi de içerisine alan topraklarda Pontus Krallığını kurmuştur. Giderek güçlenen Pontus Kralları Niksar, Turhal ve Zile’de Gazafilaklia denen güçlü kaleler, Komana ve Erbaa’da da tapınak, saray ve villalar yapmışlardır.
Karadeniz kıyılarında güçlenen, zamanla Anadolu’nun büyük bir bölümünü egemenlik içine alan Pontus Krallığı, Anadolu’yu istila eden Roma ordularına karşı uzun yıllar süren savaşmışlar, bu savaşlar sonucunda da MÖ.I. yüzyılda yöre kesin olarak Romalıların eline geçmiştir. Pontus’un güçlü direnişini kırmak için Roma, en güçlü generallerini Küçük Asya’ya göndermiş, hatta MÖ. 47’de Julius Sezar Zile’ye gelmiş ve Roma’ya başkaldıran Pontus asıllı Basforos kralı
II. Pharnake’nin orduları ile Altıağaç mevkiinde karşılaşmış ve büyük bir zafer kazanmıştır. Sezar “Veni, Vidi, Vici” (Geldim, gördüm, yendim) diyerek bu zaferi Roma’ya bildirmiştir. 400 yıl süren Roma egemenliği sırasında Tokat ve yöresinde ticaret, bayındırlık ve ulaşım gelişmiş, kentler imar edilmiş, Komana, Niksar, Zile ve Sulusaray’ın önemi artmıştır.
Roma İmparatorluğu’nun 395’te ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma (Bizans) sınırları içerisinde kalan yöre, bu dönemde 8. yüzyıldan sonra Arap akınlarına uğramış, Bizanslılar ile Araplar arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Gümüştekin Ahmet Gazi’nin orduları Anadolu’nun büyük bölümünü ele geçirerek bağımsız beylikler kurmuşlardır. Büyük Selçuklu İmparatoru Sultan Melik Şah’ın komutanlarından Gümüştekin Ahmet Gazi, Önce Sivas’ı ve 1095 yılında da Niksar’ı başkent yapmış, daha sonra Tokat, Zile, Turhal, Zonusa’yı birliğine katmıştır. Anadolu Selçuklu devletinden ayrı, bağımsız bir devlet kuran Danişmendoğuları daha sonra Kayseri ve Malatya’yı da alarak güçlenmişler, güneye inerek Antakya Bohemont Prensliğine, Akdeniz’de de Kilikya krallığına son vermişlerdir. Daha sonra doğrudan İlhanlı yönetimine giren yöre 1340’ta Eretna Beyliği’ne, 1388’de Kadı Burhaneddin Devleti’nin yönetimine girmiştir. Ardından Akkoyunluların eline geçen yöre, 1399’da Osmanlı topraklarına katılmıştır. 15. yüzyıl başlarında bir süre Timur’un yönetimi altında kalmış, 1413’te yeniden Osmanlı topraklarına katılmıştır.
16. ve 17. yüzyıllarda çıkan Celali Ayaklanmalarından büyük zarar görmüştür. Eski ismi Dar Ün-Nasr olan yöre, 19. yüzyıl sonlarında Sivas Vilayetine bağlı Tokat sancağının yönetimi içerisinde idi.
1872’de Belediyesi kurulan Tokat, 1863’te nahiye, 1878’de Mutasarrıflık. 1920’de müstakil Liva olmuştur. 1920’de Zile Ayaklanmasından etkilenmiş, aynı yılın sonlarında silahlı Pontus çetelerinin giriştiği eylemler, 1921’de Nurettin Paşa komutasındaki bir ordu tarafından ve yöre halkının bir bölümünü oluşturan Rumların Anadolu’daki başka bölgelere yerleştirilmesi ile bastırılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1923 yılında il konumuna getirilmiştir.

Çorum

Karadeniz Bölgesinin İç Anadolu’ya açılan kapısı olan Çorum, Anadolu kültür mozaiği içerisinde eşsiz bir konuma sahiptir. Günümüzden 7000 yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Çorum’da, Ön Asya’da ilk organize devleti kuran Hititlerin ilk başkenti Hattuşa bulunmaktadır. Hattuşa Anadolu’nun kalbinde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış kültürel değerlerimizden biridir.

Hitit uygarlığının yanı sıra, her biri sanat şaheseri olan Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait; cami, köprü ve kalelerle süslü Çorum, yaylaları ve İncesu Kanyonu gibi doğal güzellikleri ile de görülmeye değer bir yerdir. Meşhur leblebisi, Osmancık ve Kargı’da üretilen kaliteli pirinçleri dünyaca tanınmaktadır. 


Ankara

Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti Ankara, Orta Anadolu’nun merkezi bir noktasında kurulmuştur. Bu merkezi konumu itibariyle tarih boyunca özellikle Selçuklular ve Osmanlılar devrinde, Ankara keçilerinin tüylerinden yapılan sof kumaşlarının yurt dışına satılması Ankara’yı kervansarayların güzergâhı ve bir ticaret merkezi haline getirmiştir. Ankara, Birinci Dünya Savaşı sonrası Atatürk liderliğindeki ulusal direnişte belirgin bir konum üstlenmiş ve Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Türk yurdunun yabancı işgalinden kurtarılmasıyla 13 Ekim 1923′de yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edilmiştir.

Ankara’nın en belirgin noktasında yer alan yapı, Ulu Önder Atatürk için yaptırılan ihtişamlı Anıtkabir’dir. 1953 yılında tamamlanan bu antik ve modern mimari sentezi yapı, Türk mimarisinin o dönemini sergileyen anıtsal bir yapı örneğidir.

Şehrin en eski bölümleri tarihi kaleyi çevrelemektedir. Duvarlar içinde 12. yüzyıla ait Alaeddin Camii, her ne kadar Osmanlılar tarafından elden geçirilmişse de hala Selçuklu ahşap işçiliği ve sanatının güzel örneklerini sergiler. Pek çok sayıda ilginç eski Türk evi restore edilmiş ve sanat galerileri ya da geleneksel Türk mutfağından örneklerin sergilendiği lokantalar ya da oteller olarak yeniden hayat bulmuştur.

Hisar Kapısı’nın yakınlarında güzel bir şekilde restore edilmiş olan Bedestendeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Paleolitik, Neolitik dönemlere ve Hatti, Hitit, Frigya, Urartu ve Roma Uygarlıklarına ait paha biçilmez eserler yer almaktadır. Kalenin dışında 13. yüzyıldan kalma Arslanhane Cami ve 14. yüzyıla ait Ahi Evran Camii görülmeye değer eserlerdendir. Kale yakınlarında, bir Roma Tiyatrosu ve aynı bölgede 15. yüzyıldan kalma Hacı Bayram Camii ve türbesi yer almaktadır.

Selçuklu tahta kapı oymacılığının şaheserlerinin ve diğer günlük kullanım araçlarının sergilendiği Etnografya Müzesinin hemen yanında yer alan Resim ve Heykel Müzesi, Türk güzel sanatlarından kesitler içerir. Ankara’daki en büyük cami olan Kocatepe Camii, 1976 ile 1987 arasında Osmanlı mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir.

Ankara, seçkin bale, tiyatro, opera ve halk dansları düzenlemeleri ile hareketli bir sanatsal ve kültürel yaşama sahne olmaktadır. Şehir, özellikle dinleyici sayısı hiç düşmeyen Filarmoni Orkestrası ile ünlüdür.

Ankara, Sakarya Nehri’ni besleyen Ankara Çayı’nın geçtiği ovanın doğu kenarında kurulmuştur. Çubuk Ovası, kenti çevreleyen verimli bir tarım alanıdır. Sonradan Ankara Kalesi’nin kurulduğu tepenin ve eteklerinin sarp yamaçlı olması, tarihte bölgeyi düşman saldırılarına karşı korunaklı kılmaktaydı. Bentderesi’nin dar vadisi, Ankara Kalesi’nin bulunduğu volkanik tepeyi, yaylanın ovaya hakim dik kenarından ayırdığından, askeri öneme haizdi. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, kentin bilinen tarihi Eski Taş Çağına (yak. M.Ö. 2 milyon – M.Ö. 10 bin) kadar uzanmaktadır. Bu döneme ait çeşitli eserlere Gâvurkale, Ergazi, Lodumlu ve Maltepe’de rastlanmıştır.

Ankara, doğuda Kırıkkale iline bağlı Bahşılı ve Yahşihan, kuzeydoğuda Ankara iline bağlı Kalecik, kuzeyde Çankırı iline bağlı Şabanözü, ve Ankara iline bağlı Kızılcahamam, kuzeybatı ve batıda Ankara iline bağlı Güdül ve Beypazarı, güneyde Ankara iline bağlı Polatlı ve Haymana, güneydoğuda ise Ankara iline bağlı Bala ile komşudur.
Sakarya Nehri’nin kollarından Ankara Çayı, kentin merkezinden geçmektedir. Bu çayın üzerinde, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad zamanında yaptırılan Akköprü bulunmaktadır.

Genel olarak karasal iklimin hüküm sürdüğü Ankara’da, kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kuraktır. Yağışlar en çok ilkbahar mevsimindedir.
Ankara nüfusunun dörtte üçü hizmet sektöründe çalışmaktadır ve bu sektör ilin gayrisafi milli hâsılasında en büyük paya sahiptir. Bu sektörün bu kadar gelişmesinin nedeni, göçle gelen nüfusa istihdam sağlayacak kadar büyük sanayinin bulunmamasıdır. Ankara ili genelinde toprakların % 60’ı tarım alanı olarak kullanılmaktadır ve bu oran Türkiye ortalamasının oldukça üzerindedir.

 

 

[]
1
Step 1

Previous
Next

1. Gün : İSTANBUL–AMASYA
Saat 07.00’de Pegasusus Havayolları kontuarı önünde buluşma. Check in ve bagaj işlemlerinin ardından Pegasus Havayolları’nın saat 08.00’deki uçuşuyla Amasya’ya hareket. Saat 09.30’da varışın ardından, yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculukla Amasya’ya varış. Sonrasında Amasya şehir gezimize başlıyoruz (çoğu yürüyerek): Darüşşifa, II. Bayezid Külliyesi, Minyatür Amasya Müzesi, Gökmedrese, Amasya Müzesi, Hazeranlar Konağı, Şehzadeler Müzesi, nehir boyu eski tarihi Amasya evleri, köprüler, camiler…. Öğle yemeğimizi vereceğimiz molada yöresel yemekler yiyebileceğimiz bir mekanda alacağız. Yemekten sonra Kışla Binası Milli Mücadele Müzesini görüyoruz…Akşamüstü otelimize yerleşiyor ve kısa bir dinlenmeden sonra akşam yemeğimizi şehir kulubünde alıyoruz. Konaklama otelimizde.