FRİG DÜNYASI (24-26 Mayıs/18-20 Ekim 2019)
{"slide_to_show":"1","slide_to_scroll":"1","autoplay":"true","autoplay_speed":"3000","speed":"300","arrows":"true","dots":"true","loop":"true","nav_slide_column":5,"rtl":"false"}

Tur Kodu : 

Sezon : 2019

Tur Tarihleri :

24-26 Mayıs/18-20 Ekim 2019

950 TL

Bu Turu Değerlendir

Rezervasyon Yap

1.Gün : İSTANBUL – KÜTAHYA

Sabah saat 07.00’de Beşiktaş Conrad oteli önünden, 07.30’da Kadıköy Evlendirme dairesi otoparkı önünden hareket. Tem yoluyla Bilecik sapağına kadar devam ediyoruz. Daha sonra Osmaneli, Bilecik, Eskişehir üzerinden Kütahya’ya ulaşıyoruz. Kütahya’da biraz geç bir öğle yemeği molası veriyoruz. Ancak beklediğimize değecek, zira yemeğimizi eski bir konaktan dönüştürülmüş bir otantik restoranda tamamen yöresel yemeklerle alıyoruz. Ardından tarihi şehir merkezinde eski evleriyle olduğu gibi korunmuş olan Germiyan sokakta bir yürüyüş yapıyor ve müze ve cami ziyaretleri yapıyoruz: Ulucami, Arkeoloji Müzesi, Çini müzesi, Dönenler Camii ( eski Mevlevihane ), Macar milliyetçisi Kossuth’un müze evi. Daha sonra ve Kütahya’nın ünlü çini atölyelerini ziyaret edip çini alışverişi yapabiliriz. Otelimize yerleşme konaklama.

2.Gün : KÜTAHYA – FRİG VADİSİ – AFYON

Sabah kahvaltısının ardından Kütahya’ya 57 km. mesafedeki Çavdarhisar’a gidiyor ve Aizanoi antik kentini geziyoruz. Göreceğimiz yerler: Büyük ölçüde ayakta duran Zeus tapınağı, tarihi borsa binası kalıntıları, stadyum, anfi tiyatro, sütunlu yol, hamam. Ardından Frig vadisine yöneliyoruz. Öğleden sonramız, tamamen bölgedeki Frig varlığının izlerini sürmekle geçecek. Eskişehir- Afyon arasındaki bölgede yer alan Midas şehrinde, M.Ö. 6. yüzyıldan kalan Frig şehir kalıntılarını görebileceğimiz güzel bir gezi yapıyoruz: Midas anıtı ya da Yazılıkaya, Frig kaya mezarları, şehir suru kalıntıları ve akropolisi şehrin dışına bağlayan uzun merdivenler göreceklerimizden bazıları. Ardından bölgede yapacağımız zevkli bir tur, bizi birçok başka Frig açıkhava tapınaklarına ve kaya yazıtlarına (Arslantaş, vd.) götürecek. Tarihi ve doğayı birlikte yaşayacağız. Öğleden sonra Afyon’a döndüğümüzde, Türkiye’nin en önemli ve zengin Arkeoloji müzelerinden biri olan Afyon Arkeoloji Müzesi bizi bekliyor. Müze ziyaretimizin ardından, tarihi Afyon evlerini ve eski mahalleleri görebileceğimiz eski şehir turunu yürüyerek yapıyoruz. Türkiye’deki birkaç önemli ahşap direkli camiden biri olan Afyon Ulucamii de, göreceğimiz yapılar arasında. Akşamüstü Afyon kaymağı ve sucuğu almak isteyenler, yemeğe kadar olan zamanlarını çarşıda değerlendirebilirler. Konaklama, Afyon’daki otelimizde.

3.Gün : SİVRİHİSAR – GORDİON – İSTANBUL

Sabah kahvaltısının ardından otelimizden ayrılış. Yönümüz doğuya doğru. Önce Sivrihisar kasabasına uğrayarak bu tarihi kasabayı geziyoruz. Restore edilmiş tarihi evleri, ilçedeki en önemli eserlerden biri olan Ulu Cami’yi görüyoruz. 1275 yılında Mevlana’nın müritlerinden Eminiddin-i Mikail tarafından yaptırılmış olan bu cami, Anadolu’nun en büyük ahşap direkli camilerinden. Çatısını 67 adet ağaç sütun tutuyor. Çeşitli geometrik şekillerin ahenkli bir birleşiminden oluşan minberi ise bir sanat şaheseri. Mustafa Kemal’in Bakanlar Kurulu’nu Anadolu’da ilk kez topladığı mekan olan (24 Mart 1922’de) Zaimağa Konağı’nı da gördükten sonra, Sivrihisar yakınlarındaki Pessinus antik kentini ziyaret ediyoruz. Frigler döneminde hem çok önemli bir dini merkez, hem de bir şehir olan bu yerleşim, tanrıların anası, en büyük Frig tanrıçası Kibele’ye ithaf edilmiştir. Gökten düştüğüne inanılan şekilsiz bir taş, tanrıçayı sembolize ediyordu ve bunun bulunduğu yer, en büyük Kibele mabediydi. Burada kazı alanını ve tapınak kalıntılarını ziyaret ediyoruz. Ardından yine doğuya doğru devamla, kısa bir yolculuktan sonra, gezimizin bir başka zirvesine, Friglerin başkenti ünlü Gordion’a ulaşıyoruz. Kentsel kazı alanında kısa bir geziyle, kent yerleşimini kavradıktan sonra, sıra heyecanla beklediğimiz ünlü ‘Midas Mezar Tümülüsü’nü görmeye geliyor. Bu mezarın, çok büyük olasılıkla, ‘tuttuğu her şeyi altına çeviren’ kral Midas’a ait olduğuna inanılıyor. Anadolu’daki ikinci büyük ve yüksek tümülüs olan bu mezar (300 m çap, 53 m yükseklik), Frig mezar mimarisini bütün mükemmelliğiyle gözler önüne seriyor. 2700 yıldır sapasağlam kalmış olan mezar odasının ahşap konstrüksiyonu, bizleri hayran bırakıyor. Küçük yerel müzede kazı alanından çıkma çok değerli buluntular bizi bekliyor. Özellikle Friglerin muhteşem işçilikli metal eserlerine ve şaşırtıcı derecede iyi korunmuş durumda olan ahşap eşya ve mobilya parçalarına hayran kalıyoruz. Gezimizin sonunda İstanbul’a dönüş yoluna geçiyoruz. (Yol ve trafik durumuna göre Ankara veya Eskişehir üzerinden dönebiliriz.) Akşam saatlerinde alındığımız noktalarda bırakılıyoruz. Bir dahaki turumuzda buluşmak üzere vedalaşıyoruz.

 

Tur fiyatı:

İki kişilik odada bir kişi fiyatı : 950 TL 

Tek kişi farkı                          : 145 TL

 

Fiyata dahil olan hizmetler :

  • Grup sayısına göre lüks klimalı midibüs veya minibüsle programdaki tüm ulaşımlar ve geziler
  • Yarım pansiyon konaklama
  • Profesyonel rehberlik hizmeti
  • Tüm müze ve örenyeri giriş ücretleri, dini mekanlara verilen tüm bağış ve bahşişler
  • Zorunlu seyahat sigortası
  • KDV 

Fiyata dahil olmayan hizmetler :

  • Öğle yemekleri ve yemeklerde alınan içecekler
  • Kişisel ve otel ekstraları
  • Şoför ve rehber bahşişleri
Bu tura giderken, rahat yürümeye uygun ayakkabılar, rahat giysiler giyilmelidir. Yanınıza fotoğraf  makinesi,  zorunlu kullandığınız ilaçlarınızı almayı unutmayınız. Bayanlar cami ziyaretleri için başörtüsü getirmeliler. Cami içinde giymek için yedek çorap getirilebilir.
Frigya
Frigler (MÖ 750 – MÖ 300), Ege Göçleri ile Anadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Ancak siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750’den sonra ortaya çıkmışlardır, Midas döneminde ise (MÖ 725-695/675) bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır. Hint-Avrupa kökenli oldukları halde kısa bir süre içinde Anadolululaşmışlar ve bir yandan Helen, öbür yandan Geç Hitit etkileri altında kalmış olmakla birlikte özgün ve Anadolulu bir kültür oluşturmuşlardır.
Friglerin maden ve ağaç işçiliğinde, dokumacılıkta ürettikleri eserler Helen piyasasında beğeni kazanmış ve Helenli ustalar tarafından taklit edilmişlerdir. Makara kulplu bronz tabaklar ve bronz kazanlar; dönemin “teknolojik” bir başarısı olan altın, gümüş ve bronzlardan yaylı çengelli iğneler (fibulalar); değerli madenlerden giysi kemerleri, tokalar ve zengin bezemeli tekstil ürünleri; geometrik desenlerle süslü mobilya eşyası bunlar arasındadır. Frigler, Helenlere ayrıca müzik alanında da esinlenme kaynağı olmuşlardır.
Kütahya
Kuruluş tarihi kesin olarak tespit edilememekle beraber, tarihi MÖ 3000 yıllarına uzanmaktadır. Eski kaynaklara göre, Kütahya’nın antik çağlardaki adı Kotiaeon, Cotiaeum ve Koti şeklinde geçmektedir. İl topraklarına yerleşen en eski halk Friglerdir. M.Ö: 1200’lerde  Anadolu’ya gelen Frigler, Hitit İmparatorluğunun topraklarına girdiler ve bir devlet olarak örgütlendiler. MÖ 676’da Kimmerler, Frigya Kralı III. Midas’ı bozguna uğratarak Kütahya ve çevresine egemen oldular.
Alyattes’in Lidya Kralı olduğu dönemde Kimmer egemenliğinin yerini Lidya yönetimi aldı. MÖ 546’da Persler Lidya Ordusunu yenilgiye uğratarak Anadolu’yu istila etti. M.Ö. 334’te Biga Çayı yakınlarında Persleri yenilgiye uğratan İskender yörede üstünlük kurdu. Büyük İskender’in MÖ 323’te ölümü ile Kütahya ve yöresi komutanlarından Antigonos’a geçti. M.Ö. 133’te Roma yönetimine girdi. Bizans döneminde Kütahya piskoposluk merkezi haline getirildi.
1071’de Malazgirt Meydan Muharebesi’nde Alp Arslan’a yenilen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes tutsaklık dönüşü Kütahya’ya getirildi ve gözleri kör edildi. 1078’de Anadolu Selçuklu Devletini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah Kütahya’yı da ele geçirdi. Kent 1097’de Haçlıların saldırısına uğradı. Ardından II. Kılıç Arslan, kaybedilen diğer topraklarla birlikte Kütahya’yı geri aldı. 1277’de II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kütahya yöresinde hüküm süren Germiyanoğlu Süleyman Şahın kızı Devlet Hatun’u Osmanlı Sultanı I. Murat’ın oğlu Yıldırım Bayezid’a verdi. (1381) Germiyanoğulları Beyliğinin toprakları da Devlet Hatun’un çeyizi olarak Osmanlılara verildi. (Kütahya ve çevresi dahil) 1402 Ankara Savaşında, Bayezid’i ağır bir yenilgiye uğratan Timur, Kütahya’yı alarak II. Yakup Bey’e geri verdi. Kütahya daha sonra Osmanlılara geçti ve Sancak Merkezi oldu.
Kütahya, Fatih Sultan Mehmed zamanında İshak Paşa’nın tayinine kadar, merkezi  Ankara olan Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlı bir vilayet olarak idare edildi. 1451’den sonra ise, 1826’da Anadolu Beylerbeyliği’nin ortadan kaldırılmasına kadar
Anadolu Beylerbeyliği’nin merkezi oldu.
Kütahya 1867’de Hüdavendigar Vilayetine bağlı bir sancak merkezi iken, 2. Meşrutiyetten  sonra bağımsız bir sancak oldu. Milli Mücadele yıllarında, Ocak 1921’de  Çerkez Ethem – düzenli ordu çatışmasına sahne olan Kütahya, 17 Temmuz 1921’de Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde TBMM Batı Cephesi ordusunun yenilmesi üzerine Yunanların işgaline uğradı. Büyük Taarruz’a kadar işgal altında kalan Kütahya, 30 Ağustos 1922’de kurtuldu. Kütahya 8 Ekim 1923’de Vilayet durumuna getirilmiştir.
Kütahya’da dünyanın ilk antik borsası Çavdarhisar ilçesindeki Aizanoi’de kurulmuştur ve burada bulnan Zeus tapınağı, dünyada en sağlam korunagelmiş Zeus tapınağıdır. Dünyadaki ilk ”Toplu İş Sözleşmesi’’ 13 Temmuz1766’da Kütahya’da imzalanmıştır. Evliya Çelebi’nin Kütahya’lı olduğu bilinmektedir. Kütahya ayrıca, İznik’ten sonra Osmanlı’nın 300 yıl boyunca çini merkezi olmuş ve bugün de bu sanatı sürdüren en önemli çini ve seramik şehrimizdir. Termal kaynaklardan dolayı, önemli bir termal turizm merkezidir.
Aizanoi
İl merkezi’ne 50 km uzaklıkta bulunan Çavdarhisar ilçesi’nde yer alan antik kenttir. Aizanoi, antik Frigya’ya bağlı olarak yaşayan Aizanilistler’in ana yerleşim yeriydi. Kentin yüksek platosu üzerinde bulunan Zeus Tapınağı’nın çevresinde yapılan kazılarda, M.Ö. 3. bin yıllarından yerleşme tabakaları ortaya çıkarılmıştır. Helenistik dönemde bu bölge, değişimli olarak Bergama ve Bithynia’ya bağlı iken, M.Ö. 133’de Roma egemenliğine girmiştir.
M.Ö. 2./1. yüzyıldan itibaren kentin adını taşıyan ilk sikkeleri bilinmektedir. Roma Dönemi’nde tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi’de, kesin kentleşme bulgularına ancak M.S. 1. yüzyıl sonlarına doğru rastlanmaktadır.
Aizanoi, Erken Bizans Dönemi’nde piskoposluk merkezi iken, M.S. 7. yüzyıldan itibaren önemini yitirmiştir.
Aizanoi, 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş, 1830/40’lı yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krencker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün kısa süreli kazıları başlamıştır. 1970 yılından 2010 yılına kadar aynı Enstitü çalışmalara devam etmiş, 2011 yılından itibaren çalışmaları Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü devralmıştır.Kentte o dönemde yaklaşık seksen bin civarında nüfusun olduğu tahmin edilmektedir.
Kalıntılar arasında, dünyada en iyi korunagelmiş Zeus Tapınağı, on beş bin seyirci kapasiteli tiyatro ve ona bitişik on üç bin beş yüz seyirci kapasiteli stadyum, iki hamam, borsa yapısı, sütunlu cadde, Kocaçay üzerinde ikisi ayakta, 5 adet köprü, Meter Steunene kutsal mekanı, kent mezarlığı, tek kemerli bir su bendi, su yolları, anıtsal kapı yapıları bulunmaktadır. Aizanoi antik kenti, Efes, Bergama, Side gibi antik kentlerle çağdaştır.
 
Afyon
Bilindiği kadarıyla ilk olarak Hitit egemenliğinde olan bugünkü Afyonkarahisar toprakları, sonra sırası ile Frigya ve Lidya egemenliğine geçti. Daha sonra M.Ö. 6. yüzyılda Pers egemenliğine giren Afyon’u Büyük İskender fethetti. Onun ölümünden sonra Selevkos ve Bergama Krallıkları’nın egemenliğine giren topraklar, daha sonra Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı. Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerin Anadolu’yu fethiyle Sultan I. Mesut’un emri ile Akronium Kalesi’nin eteklerine Karaşar Türkleri yerleşmiş ve daha sonra kaleye Karahisar adı verilmiştir.
Anadolu yarımadasının batıya yakın ortasında ve Ege Bölgesi’nin iç kesiminde yer alır. İç Anadolu yaylasının Ege kıyılarına açılan bir eşiği, bir geçidi durumundadır.Afyonun Temel sanayi ürünleri Mermer ve gıda üzerinedir. Afyon, mermer ve traverten taşında dünyanın önde gelen üreticilerindendir. Afyon’da konaklamalı olarak, yakındaki Frig vadisine geziler yapılabilir.
Midas Şehri
Eskişehir’e 90 km uzaklıkta olup, Han ilçesine bağlı olan Yazılıkaya köyü bitişindedir. Kayalık bir platform üzerinde M.Ö. 3500 yıllarında kurulmuştur. M.Ö. 2. binde Hitit hakimiyetinde olan şehri Hititler genişletmişler ve etrafını kale duvarlarıyla çevirmişlerdir. Hititlerin kendi stil anlayışıyla yaptıkları duvar kabartmaları her ne kadar tabiat şartlarına dayanmamışsa da bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. M.Ö. 1200 yıllarından sonra bölge ile birlikte Frig hakimiyetine giren şehir, b dönemde de önemini korumuştur.
Pessinus
Ankara-Eskişehir karayolu üzerinde Sivrihisar’ın 16 km güneyindeki Ballıhisar’da bulunmaktadır. Eski Kral Yolu üzerinde olan antik şehrin üzerinde bugün Ballıhisar köyü kurulmuştur. Burası, antik kaynaklarda Matar Dindymene, Mâgna Mater, Agdistis Dindymene denen Frig baş tanrıçasının kutsal kenti olarak ün salmıştır.
Friglerce Kibele diye adlandırılan ana tanrıçanın bulunduğu en önemli tapınma yerlerinden biri olarak bilinmektedir. Büyük olasılıkla bir meteor olan siyah taşın, gökten inen tanrıça idolü olarak tapınma gördüğü yerdi. Romalılar, Kartaca’ya karşı olan savaşı kazanabilmek için bu taşı M.Ö. 204 yılında Roma’ya götürmüşler ve bunu
Magna Mater (Ulu ana) diye adlandırmışlardır. Pessinus ana tanrıça için yapılmakta olan törenlere sahne olmuş ve o dönemlerde kendini ana tanrıçaya adayanların merkezi konumuna gelmiştir. Erkeklerin kendilerini ana tanrıçaya adamak için Pessinus’ta erkeklik organlarını kestiği bilinmektedir.
Gordion
Gordion antik kenti, Ankara’nın Polatlı ilçesine 29 km uzaklıkta olan tarihi bir kenttir. Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu yer, daha çok Friglerin başkenti olmasıyla ve ünlü kral Midas’ın mezarını barındırmasıyla bilinmektedir.
[]
1
Step 1

Previous
Next

1.Gün : İSTANBUL – KÜTAHYA

Sabah saat 07.00’de Beşiktaş Conrad oteli önünden, 07.30’da Kadıköy Evlendirme dairesi otoparkı önünden hareket. Tem yoluyla Bilecik sapağına kadar devam ediyoruz. Daha sonra Osmaneli, Bilecik, Eskişehir üzerinden Kütahya’ya ulaşıyoruz. Kütahya’da biraz geç bir öğle yemeği molası veriyoruz. Ancak beklediğimize değecek, zira yemeğimizi eski bir konaktan dönüştürülmüş bir otantik restoranda tamamen yöresel yemeklerle alıyoruz. Ardından tarihi şehir merkezinde eski evleriyle olduğu gibi korunmuş olan Germiyan sokakta bir yürüyüş yapıyor ve müze ve cami ziyaretleri yapıyoruz: Ulucami, Arkeoloji Müzesi, Çini müzesi, Dönenler Camii ( eski Mevlevihane ), Macar milliyetçisi Kossuth’un müze evi. Daha sonra ve Kütahya’nın ünlü çini atölyelerini ziyaret edip çini alışverişi yapabiliriz. Otelimize yerleşme konaklama.

2.Gün : KÜTAHYA – FRİG VADİSİ – AFYON

Sabah kahvaltısının ardından Kütahya’ya 57 km. mesafedeki Çavdarhisar’a gidiyor ve Aizanoi antik kentini geziyoruz. Göreceğimiz yerler: Büyük ölçüde ayakta duran Zeus tapınağı, tarihi borsa binası kalıntıları, stadyum, anfi tiyatro, sütunlu yol, hamam. Ardından Frig vadisine yöneliyoruz. Öğleden sonramız, tamamen bölgedeki Frig varlığının izlerini sürmekle geçecek. Eskişehir- Afyon arasındaki bölgede yer alan Midas şehrinde, M.Ö. 6. yüzyıldan kalan Frig şehir kalıntılarını görebileceğimiz güzel bir gezi yapıyoruz: Midas anıtı ya da Yazılıkaya, Frig kaya mezarları, şehir suru kalıntıları ve akropolisi şehrin dışına bağlayan uzun merdivenler göreceklerimizden bazıları. Ardından bölgede yapacağımız zevkli bir tur, bizi birçok başka Frig açıkhava tapınaklarına ve kaya yazıtlarına (Arslantaş, vd.) götürecek. Tarihi ve doğayı birlikte yaşayacağız. Öğleden sonra Afyon’a döndüğümüzde, Türkiye’nin en önemli ve zengin Arkeoloji müzelerinden biri olan Afyon Arkeoloji Müzesi bizi bekliyor. Müze ziyaretimizin ardından, tarihi Afyon evlerini ve eski mahalleleri görebileceğimiz eski şehir turunu yürüyerek yapıyoruz. Türkiye’deki birkaç önemli ahşap direkli camiden biri olan Afyon Ulucamii de, göreceğimiz yapılar arasında. Akşamüstü Afyon kaymağı ve sucuğu almak isteyenler, yemeğe kadar olan zamanlarını çarşıda değerlendirebilirler. Konaklama, Afyon’daki otelimizde.

3.Gün : SİVRİHİSAR – GORDİON – İSTANBUL

Sabah kahvaltısının ardından otelimizden ayrılış. Yönümüz doğuya doğru. Önce Sivrihisar kasabasına uğrayarak bu tarihi kasabayı geziyoruz. Restore edilmiş tarihi evleri, ilçedeki en önemli eserlerden biri olan Ulu Cami’yi görüyoruz. 1275 yılında Mevlana’nın müritlerinden Eminiddin-i Mikail tarafından yaptırılmış olan bu cami, Anadolu’nun en büyük ahşap direkli camilerinden. Çatısını 67 adet ağaç sütun tutuyor. Çeşitli geometrik şekillerin ahenkli bir birleşiminden oluşan minberi ise bir sanat şaheseri. Mustafa Kemal’in Bakanlar Kurulu’nu Anadolu’da ilk kez topladığı mekan olan (24 Mart 1922’de) Zaimağa Konağı’nı da gördükten sonra, Sivrihisar yakınlarındaki Pessinus antik kentini ziyaret ediyoruz. Frigler döneminde hem çok önemli bir dini merkez, hem de bir şehir olan bu yerleşim, tanrıların anası, en büyük Frig tanrıçası Kibele’ye ithaf edilmiştir. Gökten düştüğüne inanılan şekilsiz bir taş, tanrıçayı sembolize ediyordu ve bunun bulunduğu yer, en büyük Kibele mabediydi. Burada kazı alanını ve tapınak kalıntılarını ziyaret ediyoruz. Ardından yine doğuya doğru devamla, kısa bir yolculuktan sonra, gezimizin bir başka zirvesine, Friglerin başkenti ünlü Gordion’a ulaşıyoruz. Kentsel kazı alanında kısa bir geziyle, kent yerleşimini kavradıktan sonra, sıra heyecanla beklediğimiz ünlü ‘Midas Mezar Tümülüsü’nü görmeye geliyor. Bu mezarın, çok büyük olasılıkla, ‘tuttuğu her şeyi altına çeviren’ kral Midas’a ait olduğuna inanılıyor. Anadolu’daki ikinci büyük ve yüksek tümülüs olan bu mezar (300 m çap, 53 m yükseklik), Frig mezar mimarisini bütün mükemmelliğiyle gözler önüne seriyor. 2700 yıldır sapasağlam kalmış olan mezar odasının ahşap konstrüksiyonu, bizleri hayran bırakıyor. Küçük yerel müzede kazı alanından çıkma çok değerli buluntular bizi bekliyor. Özellikle Friglerin muhteşem işçilikli metal eserlerine ve şaşırtıcı derecede iyi korunmuş durumda olan ahşap eşya ve mobilya parçalarına hayran kalıyoruz. Gezimizin sonunda İstanbul’a dönüş yoluna geçiyoruz. (Yol ve trafik durumuna göre Ankara veya Eskişehir üzerinden dönebiliriz.) Akşam saatlerinde alındığımız noktalarda bırakılıyoruz. Bir dahaki turumuzda buluşmak üzere vedalaşıyoruz.